Bağdat Caddesi Bağdat Palas Apt. No :302 /1. D: 15 Kadıköy

Blog

propolis nedir

Propolis Nedir?

Propolis, arıların bitki filiz ve tomurcuklarından topladığı, kovan giriş deliğine, çatlak ve kırıkları kapattığı, antibakteriyal, antiviral, antifungal, antioksidan, antiparazitik özelliklere sahip yapışkan ve reçinemsi bir maddedir.

Propolisin ham maddeleri, arılar tarafından değişik bitkilerden toplanır ve ağızlarındaki tükürük enzimleriyle kısmen sindirilir. Kısmen sindirilen çeşitli maddeler balmumu ile karıştırıldıktan sonra kovanda kullanılır. İçerisinde biraz polen bulaşığı da bulunabilir.
Arılar bu maddeyi kendi kovanlarında dezenfektan olarak kullanır.Kovanlarına bir yabancı cisim girdiğinde propolis le mumyalarlar,bu ve diğer özelliklerine bakıldığında ne kadar mucizevi olduğunu görebilirsiniz.

Uzun yıllardır danışanlarıma belli dönemlerde veya ihtiyaç halinde propolis önermekteyim.Fakat yaşadığımız bu zor günlerde gerek antiviral antibakteriyel etkileri gerekse bağışıklık sistemi üzerindeki etkileri ile daha fazla önem kazandığını düşünmekteyim.

propolis 2

Propolisin Fiziksel Özellikleri

– Propolis, etanol, glycol ve suda belirli oranlarda çözünür

Propolisin Yapısı ve Bileşimi

Propolis örneklerinde, bitkisel kaynağa bağlı olarak, 150-200 bileşik veya kimyasal saptanmıştır. Bunlardan bazıları: Flavonlar ve flavonoidler, terpenler ve terpenoidler, aromatik asit ve esterleri, alifatik asit ve esterleri, amino asitler, alkoller, aldehitler, kalkonlar, ketonlar, hidrokarbonlardır. Ayrıca, bazı vitaminler (B1, B2, C ve E) bulunur. Bileşiminin büyük bir kısmını, flavonoitler oluşturur. Bu bileşikler, bitkiler aleminde yaygın olarak bulunur. Bunların nispetleri değişmekle beraber, ortalama % 50 reçine, % 30 mum, % 10 esansiyel ve aromatik yağlar, % 5 polen, % 5 diğer maddeler ve organik kalıntılardan ibarettir.
Propolis, sağlık için vücut yoluyla alınması gereken 22 besini bünyesinde taşıması açısından, içinde bulunduğumuz yüzyıl da keşfedilen mükemmel doğal ilaç olarak kabul edilmiş ve önem kazanmıştır.

Propolis; antibakteriyal, antiviral, antifungal, antioksidan, antiparazitik özelliklere sahip bir maddedir. Propolis bir çok ilacın aktif maddesi olan bitkisel flavonoidler, antioksidanlar ile biyolojik aktif maddelerden oluştuğu için tıp alanında geniş bir kullanımı olan üründür. (Ankara Üniversitesi Eczacılık Fakültesi profesörlerinden Murat Kartal’ın, doçentlik dönemi yaptığı araştırmalardan biri propolis ve etken maddelerine yöneliktir) Yapılan çalışmalarda düzenli ve sürekli olarak propolis alınması durumunda sindirim, solunum ve dolaşım sistemindeki hastalık etmenlerini yok ettiği ve internal toksinleri vücuttan attığı tespit edilmiştir. Propolisin uzun süreli kullanımı, sentetik antibiyotiklerine aksine, zararlı bakterilerde direnç oluşturmamaktadır.

propolis

Tarihi ve Tedavide Kullanımı

Eski Mısırlıların ölülerini mumyalamakta, Yunanlılar ve Romalılar’ın yaraları tedavi etmekte kullandıkları, tarihi kayıtlardan bilinmektedir. Propolisin tıbbi alanda kullanımı çok eski çağlara uzanır. Hipokrat, propolisin, deri ülserlerinin ve sindirim sisteminin tedavisinde kullanıldığını söylemiştir. Anadolu’da da geleneksel olarak insanlarda ve çiftlik hayvanlarında ayak ve deri problemlerinde, yaraların iyileştirilmesinde, çıbanlarda kullanıldığı bildirilmektedir. Avrupa’daki 12. Y.Y. kayıtları propolisin, medikal preparatların, ağız ve yara enfeksiyonlarının tedavisi ve diş sağlığı için kullanımından bahseder.

Tıpta Kullanımına Örnekler

Propolis spreylerinin, solunum yoluyla alındığında romatizmaya ve astıma iyi geldiği, gut hastalığının tedavisinde ve sinirleri yatıştırmada kullanıldığı bildirilmektedir(Krell, 1996). Bunların yanında propolisin, beyin cerrahisinde kanamayı engellediği, yine % 2’lik propolisin, genel olarak merhemlerin antibakteriyel etkilerini artırdığı bildirilmektedir (Ghisalberti, 1979).
Propolisin, bazı kanser türlerinde kullanımı, yapısındaki cynamic asit ve terpenoidlerin, sitotoksik(hücre için zehirli) aktivitesi ile ilgilidir. Bu yönüyle propolis, bağırsak, böbrek, meme, burun ve farenks (yutak) kanserlerinde başarılı bir şekilde kullanılmaktadır. Uruguay menşei’li propolisle yapılan bir çalışmada, meme kanserini yavaşlattığının bulunması, bu yargıyı güçlendirmektedir (Novatny et al, 1999).

Çin’de, Lian Yun Gang’ın Worker’s hastanesinde Dr. Fang Zhu, hipertansiyon, damar tıkanıklığı, koroner kalp rahatsızlığı olan 45 hasta seçmiş ve bu hastalara, 30 gün boyunca günde 3 defa 300 mg propolis vermiştir. Bu süre sonunda hastaların kolesterol düzeylerinde belirgin düşüşler gözlenmiştir.

Yapılan çalışmalarda, düzenli ve sürekli olarak propolis alınması durumunda; sindirim, solunum ve dolaşım sistemindeki hastalık etmenlerini(patojenleri) yok ettiği, internal toksinleri vücuttan attığı saptanmıştır. Özellikle Japonya’da yapılan klinik çalışmalarda, 3 ay ile 1 yıl sürekli bir şekilde alınan propolisin, çeşitli internal kanser hücreleri üzerinde etkili olduğu saptanmıştır. Bu konuda Türkiye’de de ciddi çalışmalar başlamıştır.

Karadeniz Teknik Üniversitesi Tıp Fakültesi Tıbbi Biyokimya Ana Bilim Dalı Başkanı Profesör Dr. Orhan Değer, 2000 yılından bu yana yürüttüğü çalışmalar sonucu, Arı ürünlerinin yararlarını sınıflandırırken, Balın antioksidan özelliğinin 1 kabul edilmesi halinde, polenin antioksidan özelliğinin 2,5, propolisin antioksidan özelliğinin ise 10 olarak kabul edilebileceğini söylemektedir.

Aynı zamanda Sağlık Bilimleri Fakültesi Dekanı da olan Prof. Dr. Orhan Değer, propolisin hastalıklarda kullanılmasından önce, özellikle koruyucu olarak kullanılması gerektiğini anlatıyor. Propolisin bağışıklık sistemini güçlendirerek etkisini gösterdiğini anlatan Değer; kuş gribinde propolisin denendiğini ve düzenli kullanılması halinde gribe yakalanılmadığını ya da çok hafif olarak atlatıldığını ifade ediyor.

Profesör Orhan Değer, dünyada Brezilya propolisi ve Şili propolisi olarak tanınan ürünün artık Türk Propolisi diye dünya tıp literatürüne girdiğini ve su ile hazırlanan propolis ekstraktının, Alkol ile çözülen propolis ekstraktından daha etkili bir koruyucu olduğunu söyledi.
İstanbul Teknik Üniversitesi’nden Prof. Dr. Dilek Boyacıoğlu propolisteki antioksidan özelliğin hücrelerin yaşlanmasına neden olan serbest radikallerin oksijenle yıkımına karşı korunma sağladığını anlatıyor ve “Propolisin içerdiği bileşikler, onu dünyanın en güçlü antioksidan kaynağı yapmaktadır” diyor.

Erzurum Teknik Üniversitesi öğretim üyesi, Doç. Dr. Hasan Türkez de, propolisin akciğer kanserlerini önleyici etkisine dikkat çekiyor ve Karaciğer kanserinin önlenmesi alanındaki uluslararası çalışmalarını anlatıyor.
Uludağ Üniversitesi Veteriner Fakültesi Farmakoloji ve Toksikoloji Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Hasan Hüseyin Oruç, arılardan elde edilen propolisin, özellikle kanser, karaciğer, sedef, mide, ülser hastalıklarının hücrelerini önemli bir ölçüde yok ettiğini ifade ediyor…

Prof. Hasan Hüseyin Oruç’un yaptığı çalışmalara göre; Propoliste analizi yapılan fenolik bileşikler ve yararlı etkileri şöyle:

Gallic acid: Antikanser, antibakteriyal
Catechin: Antikanser, antioksidan, antidiabetik, antispazmodik, antiülser
Caffeic acid: Antibakteriyal, antikanser, antiviral, antioksidan, antiülser,
Hyperoside: Antioksidan
Ferrulic acid: Antibakteriyal, antikanser, antioksidan, antiülser, antidiabetik
Quercetin: Antibakteriyal, antikanser, antiviral, antiinflamatuar, hapatoprotektif antidiyareik
Cinnamic acid: Antibakteriyal, antikanser, antiülser Naringenin: Antibakteriyal, antikanser, antiviral, antiülser, antidiyareik, antiinflamatuar
Apigenin: Antibakteriyal, antikanser, antiviral, antiinflamatuar, antiülser, antidiyareik
Kaempferol: Antibakteriyal, antikanser, antioksidan, antidiabetik, kardiyoprotektif, antiülser
Chrysin: Antikanser, antiviral, antiinflamatuar, antimutajenik
Galangin: Antibakteriyal, antikanser, antiviral, antifungal
Pinocembrin: Antibakteriyal, antioksidan, antiinflamatuar, antifungal
Cafeic acid phenylethyl ester (CAPE): Antibakteriyal, antikanser, antiviral, immunomodülatör, antioksidan, antiülser, antidiabetik”

Propolisin yararlarını gördükten sonra sorulacak soru; “Propolis’i nasıl temin edebiliriz? Ve propolisi nasıl kullanabiliriz?” olacaktır.

Ben şahsen güvenilir ortamlarda elde edilmiş güvenilir bir şekilde sulandırılmış propolis kullanmanızı tavsiye ederim. Propolis damla şeklinde kullanıyorum uzun yıllardır belli zamanlarda.

Sabah aç karnına yarım bardak suya her on kiloya iki damla damlatabilirsiniz.Bu doz hasta olmadığınızda kullanılacak rutin koruyucu dozdur. Hastalık halinde doz artışı yapılabilir.

Doğaya baktığınızda bazı bitki ve bazı ürünleri şifa olarak görebilirsiz yeterki doğru bilgilerle doğru dozajlarda kullanılabilsin.
Bugün gelinen noktada koruyucu hekimliğin nejadar önemli olduğu bir kez daha anlaşılmıştır.

Meslek hayatımın son on yılını geleneksel ve tamamlayıcı tıp alanında aldığım eğitim ve yaptığım araştırmalarda bunu daha net olarak deneyimledim.

kanser ozon terapi

Kanser ve Ozon Terapi

1918 yılında, Berlin-Darlem’deki Kaiser Wilhelm Enstitüsü’nün biyoloji bölümünde araştırmacı ve öğretim görevlisi olarak çalışmaya başladı. Profesör olduktan sonra 1930 yılında Hücre Fizyolojisi Bölümü’nün başkanlığına getirildi. Dünyanın tanınmış bilim kurulularından çeşitli madalyalar ve ödüllerden başka hücre solunumu ile ilgili çalışmasıyla 1931 yılında Nobel Fizyoloji ve Tıp Ödülü’nü kazandı.

Dr. Otto Warburg, 1931′de, oksijen yetersizliğinin ve hücre fermantasyonunun, kanser sürecinin parçaları olduğunu keşfetmesiyle Nobel Ödülü almıştı. Dr. Warburg o zaman şöyle yazmıştı:

“Kanserin tek ve nihai temel nedeni oksijensiz yaşamdır, yani ‘anaerobiosis’tir. Normal hücreler oksijene gereksinme duyarlar, oysa kanser hücreleri oksijensiz yaşayabilir.” Dr. Warburg, herhangi bir embriyondan alınan normal hücreleri laboratuvar tüpünde oksijensiz büyümeye zorlandığında kanser hücrelerinin özelliklerini aldıklarını gösterdi. Warburg, “Bu, normal hücrelerin, sadece tek bir değişkeni değiştirmekle, kanserli hücrelere dönüşebileceği anlamına geliyor” dedi.

Ozon terapi ile ilgili yapılan bilimsel çalışmalarda göstermiştir ki kan yoluyla yaptığımız major otohemoterapi sonrasında alyuvarların oksijen taşıma ve hedef dokulara oksijen bırakma kapasitesi artmıştır.Ayrıca alyuvarların elastikiyetini artırırak en uç organlara kadar oksijen taşınabilirlilik sağlanmıştır.

Sağlıklı bir hücrenin en önemli yakıtı oksijendir. Oksijensiz ve asidik ortamlar hücrenin sağlıksız bir hücreye dönmesi için iki önemli neden arasındadır diyebiliriz o zaman .

Diğer bir husus da bizim her gün binlerce hasarlı (kanser)hücre ile savaşımızdır. Bu savaşımızı destekleyen bir antioksidan sistemimiz vardır. Serbest radikaller hücreye saldıran zararlılardır. Bunlara örnek oksijensizlik,kimyasallar,doğal olmayan gıdalar,radyasyon,kötü beslenme ,güneş ,alkol ,sigara gibi bir çok neden sayılabilir.

Antioksidan sistemimiz hücrelerimizi bu hasara karşı korur . Yapılan ozon terapi sonrası kanda hidrojen peroksit ortaya çıkar .Bu madde ise karaciğerde bulunan antioksidan sistemimizin öncü maddesidir.Bu ve birçok çalışma ışığında diyebiliriz ki ozon tedavisi bağışıklık sistemimizin daha iyi çalışmasını sağlar. Bütün bunları yanyana eklediğimizde kanserli hücre oluşmasın diye destek olan ayrıca kötü hücrelerle savaşımızı destekleyen ozon tedavisi koruyucu hekimlikte önemli bir rol üstlenir

Glutalyon Nedir?

Glutatyon serbest radikalleri yok ederek vücudu koruyan çok güçlü bir antioksidandır.
Üç önemli aminoasitten oluşur.Glutamat,sistein,glisin.Vücutta doğal olarak bulunur.
Metabolik olaylar,maruz kaldığımız radyasyon ,hava kirliği stres,kötü beslenme gibi birçok neden sistemimizde aşırı kirlenmeye enflamasyona ,hastalıklara ve hızlı yaşlanmaya neden olur.Glutayon,adeta bir serbest radikal avcısı gibi hareket eder ve vücudun savunma mekanizması için vazgeçilmezdir.Diğer antioksidanlarla karşılaştırıldığında orkestra şefi gibidir.vücudunuzu zararlı etkilerden koruyup hücrelerin zarar görmesini engeller.inflamasyon süreci vücutta birçok hastalığın temelinde yer alır toksinlerden arındırıp inflamasyon sürecini baskıladığı için çok değerli bir destek takviyedir.
Yaşam süresi uzadı ve bu süreyi kaliteli hale getirmek birçoğumuzun ilgilendiği bir konu.İşte bu noktada glutatyonun takviyesi önemli bir destek
Glutatyonun ağızdan takviye olarak alınması ise emilimin yetersiz olması nedeniyle iv formu tavsiye edilmektedir.
Yaptığım araştırmalara göre glutatyon takviyesi seans sayısı ,dozaj,seans aralıkları bünyeden bünyeye değişmekte .mesela kişinin kronik bir rahatsızlığı varsa daha uzun seanslar uygulanabilir.Almanyada ki okuduğum bir çalışma 10/12 seans haftada bir yada iki önermiş.Eğer teşhis edilen bir hastalık yok ise 4/5 seans yapılabilir .
Amerika da bazı klinikler kişilerin çok yoğun dönemlerinde de gelinip tek seans takviyeler şeklinde arada uygulayabiliyor.Mesela yoğun seyahat planı olan ya da dönemsel yoğun çalışma planı olan insanlar bu dönemde takviye amaçlı kullanabiliyor.
Kişinin bir hastalığı varsa kronik dejeneratif bir rahatsızlık olabilir veya kanser tedavisi görmüş olabilir alzheimer demans parkinson gibi hastalıklar olabilir ,glutatyon tedavisi bu durumlarda daha uzun seanslar yapılabilir 10/12 seans gibi.
Öyle bir dünyada yaşıyoruz ki artık havamız temiz değil yediklerimiz doğal değil radyasyon ağır metaller kimyasallar çok fazla stres çok fazla .Hal böyle olunca tüm bunların yarattığı serbest radikal hasarı vücudun kendi mekanizmalarıyla kaldıracağından çok fazla .Bunların yaratmış olduğu toksik yükü azaltmamız ve bu yükün neden olacağı hastalıklara karşı ekstra önlemler takviyeler almamız gerekmekte.İşte bu noktada vücudumuzda doğal olarak bulunan her hücrenin koruyucu kalkanı olan glutatyonun en iyi yararlanımın olduğu damardan tedavisi bize çok önemli bir destek sağlar.Yaşlanmaya bağlı azalan glutatyonun normal gıdalarla takviye edilememesi bizim bu tedaviye ihtiyacımızı arttırır.Tabiki yine de glutatyon barındıran antioksidan barındıran gıdalarımızı yemeyi ,düzenli kaliteli beslenmeye çalışmayı , uyku düzeninizi korumayı ,egzersiz yapmayı ihmal etmeyin.

kolajen cilt bakımı

Kolajen Cilt Bakımı

Bugün sizlere “Kolajen nedir?” ve “Cilt bakımında kolajenin faydaları nelerdir?” bunlardan bahsetmek istiyorum.

Kolajen Nedir?

Son zamanlarda cilt bakım ürünlerinde adını sıkça duyduğumuz kolajenin ne işe yaradığını biliyor musunuz? Kolajen, aslında vücutta en bol bulunan proteinlerden biri. Cildin daha parlak ve daha sağlıklı görünmesini sağladığı gibi kaslarda, kanda ve kemikte de daha esneklik sağlıyor. Cildin elastikiyetini artırıyor, organları koruyor ve kasları bir arada tutuyor. Vücut kolajeni genç yaşlarda sık üretirken, yaşın ilerlemesi, sağlıksız beslenme, sigara ve stres gibi negatif durumlar yüzünden üretimi azalıyor. Bu noktada, özellikle yaşlanma belirtilerini azaltmak için vücudun kolajen üretimini tetikleyecek takviyeler almak gerekiyor.

Cilt Bakımında Kolajenin Faydaları Nelerdir?

Kolajenin tüm vücuttaki bağlayıcı etkisi, tabii ki ciltte de en büyük yansımasını gösteriyor. Vucüdun kolajen üretimini azaltmasını ilk olarak cildin sıkılığını kaybetmesi, kırışıklıkların ortaya çıkması ve cilt tonunun solgun görünmesi olarak fark ediyoruz. Peki bu etkilerin önüne nasıl geçebiliriz? Dışarıdan kolajen desteği almak ve vücudun kolajen üretimini tetiklemek için C vitamini içeren portakal, mandalina, çilek, yeşillikler, ceviz, avokado ve sarımsak gibi besinleri daha sık tüketebilirsin.

Cilt bakımında, yaşlanma belirtileriyle savaşmak için de C vitamini içeren kremler kullanmaya başlayabilirsin. C vitaminin kolajen üretimini en çok tetikleyen içerik olduğunu düşünürsek, düzenli kullanımda etkisini çok kısa bir süre içinde görebilirsin.

Kolajen Cilt Bakımı Nasıl Olmalı?

Kolajen, esnek, canlı ve genç bir cilt görünümü için çok önemli bir proteindir. Kolajen, cildin esnekliğini artırır ve kendi kendini onarmasını destekler. Cilt için tartışılmaz önemi olan kolajen (collagen) 30’lu yaşlarla beraber esnekliğini kaybeder. Bu yaşlardan itibaren kolajen üretimi yavaşlamaya başlar. Bu nedenle, kolajen özellikle 30 yaş üstü anti aging – anti wrinkle kremlerinin vazgeçilmez etken maddelerinden olmalıdır. Kozmetik ürünlerde kullanılan kolajenin çok farklı türleri vardır. Kozmetik üründe, kullanılan kolajen türünün ciltle uyumlu bir tür olması daha etkin sonuçlar elde edilmesine yardımcı olur. Ürünün içerdiği kolajenin özellikle ciltte kolajen üretimini destekliyor olması kullanılan cilt bakım kreminden daha etkili sonuçlar almanızı sağlayabilir. Cildin ihtiyacı ilerleyen yaşlarla birlikte hızla artar. Bu sebeple, kullanılan ürünlerin zengin içerikli olması kullanılan üründen en verimli sonuçları almanızı sağlar. Özellikle 30 – 40 yaş arası cildin hızla yaşlanma eğilimi göstermeye başladığı yaşlardır. Bu yaşlarda doğru ve zengin içerikli ürünlerle düzenli bir cilt bakımı uygulamak yaşlılık belirtilerinin daha geç kendisini göstermesine destek olur.

Kolajen Cilt Bakımı Neden Önemli?

Tüm vücutta en çok bulunan proteindir .Tendon , ligaman ,CİLT ,kıkırdak ,kemik ,damar ,gibi birçok yapıda bulunur.Cildin iskeletini oluşturan lifler kollajen ve elastin isimli moleküllerdir. Bunlar cildinizi bir ağ gibi sarıp sarmalayan ona sıkılık , esneklik ,sağlamlık sağlayan başlıca desteklerdir.

Siz yaşlandıkça kollajeni ve elastini üreten hücreler de yaşlanır. Özellikle elastin lifleri orta yaşlara doğru hızla bozulmakta , kalınlaşıp kıvrılmakta, sertleşip dağınık ve parçalı bir yapıya dönüşmektedir.

Aynı değişimler kollajen liflerinde de görülür . Tam da bu nedenle yaşlanmanın etkilerini yavaşlatabilmek için kollajeni destekleyecek hertürlü bakım önerilerimi bu yaşlarda ön plana çıkarırım.Bunların en başında benim en sevdiğim cildin içine kollajen ,hyaluronik asit ,peptid ,antioksidanlar,vitaminler içeren kokteylleri direkt enjeksiyonla vermek.

Kollajen peptidlerin bir haberci işlevi görebildiği ve kök hücreleri (fibroblastları) uyararak yeni kollajen liflerin sentezlenmesini ve yeniden düzenlenmesini tetikleyebildiği gösterilmiştir. Ek çalışmalar kollajen peptidlerin fibroblast yoğunluğunu ve dermişteki kollajen lifçiklerinin kalınlığını artırabildiğini ve cildin mekanik gücünü artırabildiğini göstermiştir.

Kollajen cilde sıkı, genç ve canlı görünümü veren esas maddedir. O zaman kollajeni sıkı tutmak için her hastamda ayrıı planlar ayrı protokoller hazırlarım. Gerek kollajen ve peptidleri cilde enjekte ederek gerek iğneli uyarılar yaparak (dermapen ,scarlet,) gerekse cildin kollajen vitamin bakımlarla sıkılaşması ve daha bir çok alternatif bakımlarla destekleriz.

Sizde doğru ürünlerle kolajen destekli cilt bakımı planlıyorsanız ön muayene için ücretsiz randevu oluşturabilirsiniz.

Güzellikle kalın…

emerge laser

Emerge Laser ile Göz Çevrenizdeki Kırışıklıklara Elveda!

Göz çevresinde yaşanan birçok problemin çözümü olabilen Emerge Laser diğer laser sistemlerinden farklı olarak ablatif olmayan bir teknoloji kullandığı için dünyada göz çevresine uygulanabilen FDA onaylı tek laserdir. Emerge Laser fraksiyonel laser teknolojisi kullanılarak geliştirilmiştir.
Birçoğumuzun şikayet ettiği konuların başında hiç şüphesiz göz çevresi ile ilgili sorunlar geliyor.Özellikle gözaltı bölgesinde şişlikler,morluklar,torbalanma,elastikiyet kaybı,ince kırışıklıklar 30 lu yaşlardan itibaren yavaş yavaş kendini göstermeye başlar ve yıllar içinde artar.
Bu sorunların hepsi ile savaşan EMERGE LASER göz çevresi için özel üretilmiş ve son yıllarda Amerika da sıklıkla adından söz ettiriyor.1410 nanometre bandındaki bu laser cilt yüzeyini çok tahrip etmeden termal laser enerjisini cilt altına iletir.Böylelikle diğer fraksiyonel laserlerin aksine iyileşme süresi çok daha kısadır. Diğer laserler sonrası cilt yüzeyindeki hasara bağlı kızarıklık,ödem,izler günler hatta bazen haftalar içinde iyileşirken Emerge Laser ile yapılan uygulamalarda bir veya iki gün içinde kaybolur. Aynı kuvvette laser enerjiye sahip olup iyileşme süresinin bu kadar kısa olması büyük avantaj sağlar.
Kuşkusuz Emerge Laser bir fraksiyonel laser olması itibari ile sadece göz çevresinde değil yüz bölgesinde de oldukça etkili bir tedavi şeklidir.
Emerge laser ile;
* Ciltte sıkılaşma , kollajen dokuda artış ,deri altında yenilenme ,cilt renginde açılma
* İnce kırışıklıklarda açılma gibi birçok sonuç alırız.
* Yüz ,boyun , dekolte ,ve el üstünde gençleştirme tedavilerimizde çok severek tercih ettiğim bir teknolojik enstrüman oldu Emerge Laser.
* Vücutta oluşan çatlakları silmede de iyi bir alternatifdir. Uzun bir süredir kliniğimde çatlak tedavilerinde bazen tek başına bazen çatlak mezoterapisi ile kombine uygulamaktayım.
* Dudak üstünde border çizgileri dediğimiz dudağımızı öne uzattığımızda derinleşen çizgilerin tedavisinde de Emerge Laser tedavi seçeneklerinden biridir.
* Göz çevresinde daha sıklıkla uyguladığım emerge laseri 7/10 gün ara ile 4 veya 6 seans uygularız.
Uygulama esnasında küçük batmalar şeklinde hafif bir acı hissedilir. Lokal anestezik kremle bekledikten sonra acı hissedilmez. İlk gün hafif bir kızarıklık olur. Genellikle ertesi gün kızarıklık geçer, çok hassas ciltlerde iki gün sürer.
Uygulama sonrası cildinizi nemlendirmek ve güneş koruyucu kullanmak gerekir. Yaz aylarında uygulama yapmayı tercih etmeyiz.
Göz çevresindeki genetik veya yaşlanmaya bağlı sorunlarda çok sık başvurduğum yöntemlerden biridir Emerge Laser. Diğer tedavi seçeneklerimiz göz çevresi global eye protokolü dediğimiz peeling ve mezoterapiden oluşan bir kombinasyon ve gözaltı ışık dolgusudur.
gözaltı morlukları

Gözaltı Torbaları ve Morluk Tedavisi

Gözaltı Morlukları ve Torbaları İçin Tedavi Protokolleri

Gözlerin altındaki cilt yapısı diğer bölgelere göre daha incedir ve daha hassas, daha duyarlıdır. Göz etrafındaki lenfatik dolaşım ve kan dolaşımı kişiden kişiye farklılıklar gösterir. Genelde diğer lenfatik dolaşım bölgelerine göre yavaş çalışır. Yaş aldıkça göz çevresindeki yağ yastıkçıkları giderek incelir. Kan damarları görünür hale gelir. Ciltte potlaşma, esneme, kırışıklıklarda artma meydana gelir. Cilt nemi kayboldukça cilt daha da incelir.Nem yitmesi ile inceden kalına yüzeyden derine kırışıklıklar meydana gelir.

Göz çevresinde kan ve lenf dolaşımının yavaşlaması, nem kaybı aynı zamanda morarma ve torbalanma nedeni olabilir. Genelde genetik ve ailevi olan göz çevresi morluklarını arttıran bir takım faktörler de vardır.Yaşam biçimi çevresel etmenler sıkıntıları arttırıcı bir etken olabilir. Öncelikle genetik faktörlerden başlayalım.

AİLEVİ FAKTÖR

Dokuların direnci, elastikiyeti ,dolaşım seviyesi,cildin ince ya da kalın olması ve renk gibi faktörleri insanlarda doğuştan taşıdığı özelliklerle kişiden kişiye değişir.

ÇEVRESEL FAKTÖRLER

Uykusuzluk ,aşırı uyuma ,sigara,alkol,fazla tuz tüketme,kansızlık,hormon kaynaklı ilaçlar,kalp ve böbrek rahatsızlıkları,tiroid ve karaciğer hastalıkları,aşırı dikkat gerektiren işler,uzun süre ekrana bakma gibi faktörler göz çevresinde morluk ve torbalanmayı arttırabilir.

gözalti

Gözaltı Morlukları ve Torbaları İçin Uyguladığımız Tedaviler

Kliniğimize göz çevresindeki sıkıntılarını gidermek amacı ile başvuran danışanlara öncelikle ayrıntılı bir durum değerlendirmesi yapıyorum.Bu ön görüşmede göz çevresindeki problemleri ve bu problemlere yönelik en doğru tedavi yöntemini yada yöntemlerini belirliyor ve bir plan hazırlıyorum.Şunu belirtmem gerekir ben doğru kalıcı ve az riskli yöntemleri seçmek için büyük özen gösteriyorum.Bu bazen uzun ve zaman alan bir yol alsa da… Gelelim bu yöntemlerin neler olduğundan bahsetmeye…

• Gözaltı mezoterapisi
Emerge laser
• Gözaltı peelingleri
Gözaltı ışık dolgusu

Bazen bu tedavilere ek olarak, göz çevresine spesifik olmasa da ihtiyaca göre uyguladığım farklı yöntemlerde var. Kişiye bütünsel yaklaştığımda bazen gözçevresinde yaşadığı problemlere ek olarak yüzünde yaşadığı sıkıntılarda varsa örneğin Scarlet planladığımızda gözaltı gözkapağı dahil Scarlet sıkılaştırıp renk açmada son derece başarılı olur. Bir de bunu laserle kombine ettiğimizde sonuçlara inanamazsınız.

Logo
Goethe’nin dediği gibi ‘‘Güzellik, her yerde hoş karşılanan bir misafirdir.’’ Kliniğimiz hakkında daha fazla bilgi almak isterseniz sizi bir kahvemizi içmeye bekleriz

Bizden Haberdar Olun